İhsan Oktay Anar ile tanışmam onun da ilk kitabı olan Puslu Kıtalar Atlası adlı romanıyla sayesindeydi. O zaman da genç bir okur olarak Puslu Kıtalar Atlası'nı bitirdiğimde yüzümde bir tebessüm ve bir garip şaşkınlık peydah olmuştu. Hani derler ya anlatmak yetmez, yaşamanız gerekir. Aynı şekilde de bu romanı anlatmak yetmez, okumanız gerekir. Zira insan denen mahlukun öyle bir hayal ve yaratma gücü var ki dipsiz bir kuyudan farkı yok. Anar'ın kitapları da öyle. Başlar başlamaz muhatabını hikayeye katıyor, bir evrene yolculuğa çıkarıyor.. Efrasiyab'ın Hikayeleri kitabını da evvelki heyecanla araladım ve başladım. Türkçeyi kullanışındaki maharet ve ustalık bu eserinde de göze çarpan ilk özelliklerden biri. Öte yandan geleneksel anlatı türlerinin tatlarını da içinde barındırıyor. Keyif almamak elde değil. Başlangıçta can almayla vazifelendirilmiş melek olan Azrail'in vazifesini yerine getirmek için dolaştığında sıra Cezzar Dede'y...