Ana içeriğe atla

ULU BİR ŞAFAK

                            ULU BİR ŞAFAK
İnsanlığın ve milletinin yüreğinde gömülü yüz binler
Bazılarınızı  tanıyorum
Çoğunuzu ise bir insan ömrünün bahşettiği darlıktan dolayı tanıyamayacağım
Lakin nice zahmetle yoğrulmuş yüzlerinizi
Çizgi çizgi olmuş alınlarınızı
Gözlerinizin bulutlandığını zihnimde canlandırıyorum
Sizler belki sesimi duyamayacaksınız
İşitemeyeceksiniz kelimelerimi
          Lakin ne fark eder
Ortak ülkülerimizin olduğunu yazdığınız tarih söylüyor.
Adım gibi eminim
Sizler de geceleyin efkara kapılıp
Tüm ihtişamıyla, şavkıyla doğan aya baktınız
    Ve iç geçirdiniz gelecekteki aydınlık günlere
         Umudun sıcaklığını ararken
              Ulu bir şafağın hasretiyle tutuştunuz
                   Okudunuz, öğrendiniz, öğrettiniz
Elbet yaşananlar, yaşadıklarımız da birer öğretmendiler
O öğretmenler ki söylediler bize
Emek vermeden, bedel ödemeden
Talih yüzünüze gülmez


İsmet KARADAĞ

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

KARACA ALİ

                                                            KARACA ALİ                                                                                                            ...

KİMLER VAR İMİŞ BİZ YOK İKEN?

     Hay... Hak!      Müsaadenizle hemen konuya gireyim efendim. Konuya girmeden konu ne diyecek olursanız konu yok aslında, durduk döndük devranda! Altımızda dört tekerlekli araçla. Rum diyarında Rumkale'yi fetih eyledik bakışlarımızla!      Kış palto yerine şort giyer oldu, el alem bu havada deryalara girer oldu. Eee... İmam osurursa cemaat sıç... Neyse efendim! Ağzımız alacalı bulacalı olmasın. Ama dayanamıyorum efendim... Cemaat sıçarmış! Evet, efendim... Rumkale'ye gitmek niyetiylen çıktık yola, sağa dön baba, hop karşında Saylakkaya! Köy yollarının asfaltları pörsümüş, eskimiş. Yenilerini satıyorlar şimdi ilçe merkezinde, belki alan olur da seçimde kazanırız diye. Bir şöyle bir böyle, hop Gürlüce!  Tabelalar yönlendiriyor bizi Savaşan'a. İlerliyoruz Ford'un beyaz güverciniyle.      Şose yola girdik, inmeye başladık zikzak çize çize. Fırat'a indik güzelce. Balataları yakmadan he mi de! Feribot duruyor yalın bir iskele...

BİR PERDENİN SONUNA DAHA GELİRKEN

Bir perdenin sonuna daha gelirken Gün geceye kavuşur Bizim çocuk da dertleriyle, sevinçleriyle Meşke başlarmış Arkada bir  hicazkar çalar Ela gözleri de buğulanırmış Göğün tarlasında gümüş bir dolunay açar İşveli binlerce yıldız gör kırparmış Yerde o meşhur ağustos böceği Bir kirpi misali kızıl çamlar Arada meşeler, uçuşan ateşböcekleri  Hepsi de ona  yarenlik eder dururmuş Ruhu her gece zevkten dört köşe olurken garibimin İnce dudaklarından birkaç kelam duyulurmuş: Oh be canına yandığımın! Şu kahpe dünyada insan olduğunu hatırlamak da varmış!