Denizli'nin bugüne kadar tanınmış, halkın sevgisine ve ilgisine malik olmuş isimleri düşünüldüğünde, bu isimlerin daha çok harita üstünde şehrin güney ilçelerinden çıktıkları görülür. Söz gelimi bu yazıda konu edeceğimiz Hayri Dev Çameli ilçesinin Gökçeyaka adlı Yörük köyündendir. Yine geleneksel bir müzik aleti olan sipsiyle özleşen Halime teyze de Beyağaç ilçesindendir. Tüm Türkiye'de tanınırlığı olan ve Denizli ile özleşmiş Özay Gönlüm ise Tavas'ın Kızılcabölük beldesinde doğmuş ve büyümüştür. Son örnek olarak da bağlamasıyla Avrupa'da ve Türkiye'de tanınan usta Talip Özkan da Acıpayamlıdır.
Harita üstünde Denizli'nin merkezini baz alarak yatay bir düz çizgi çektiğimizde saydığımız bu değerli isimlerin Denizli'nin güneyinde yer alan ilçelerinden, köylerinden çıktığı görülmekte. Hal böyle olunca Denizli'nin niçin orta ve kuzey bölgelerinde geleneksel çalgılarıyla ünlenen, Türk halk kültürünün yansıması olarak görülebilecek sanatçıların çıkmadığı sorusu aklı kurcalamaktadır. Tabi bu coğrafyalarda mutlaka bizim bilmediğimiz değerli insanlar bu işlerle uğraşıyor ve biliniyordur. Lakin yukarıda saydığım insanlar kadar popüler olamamıştır. Neyse, aklımızı kurcalayan bu sorunun yanıtlarından birini düşünürken buldum sanırım..
Tarihteki kayıtlara ve gezginlerin notlarına bakıldığında; Muğla, Aydın, Denizli, Manisa gibi illerimize Anadolu'ya gelişimizden itibaren yoğun bir Yörük-Türkmen akınının olduğu görülmektediydi. Otlak, yaylak, kışlak vb. ihtiyaçlar için elverişli arazilerin bolluğu, iklimin uygunluğu, bu bölgeleri önemli kılıyordu. Türkistan sahasından develerle, atlarla, kervanlarla Batı ve Güney Anadolu'ya göç eden nice Türk kitleleri yanlarında kendi öz kültürlerini de beraber getiriyorlardı. Çoğunlukla yerleşik bir hayat sürmeyip hayvancılıkla uğraşan bu kitleler Anadolu'nun serin ve temiz yaylalarına konuyorlardı. Kimileri bir ormanın yanında yahut arkasında, kimileri ulu Anadolu dağlarının önünde, kimileri de tepelerin yamaçlarında oturuyorlar ve hayatlarını idame ettiriyorlardı. Yerleştikleri bu yerler, araziler onları ticaretle uğraşan şehirlerden ve şehirlilerden biraz uzak tutuyordu. Böylece farklı kültür giriş-çıkışlarından uzak kalınıyor ve yalıtılmış bir yaşamla kadim kültürün devamlılığı bozulmadan devam ettiriliyordu. Oysa bugün söz gelimi yaşadığım yer olan Sarayköy'e baktığımda ise farklı bir durum var. Bu ilçeye ve köylerine baktığımda nüfusun büyük bir kısmının Yörük-Türkmen kökenlidir. Lakin kültürel gelenekler sanki unutulmuş gibidir yahut pek azı yaşamaktadır. Yine coğrafya eksenli bir değerlendirme yapmak gerekirse Sarayköy ve Sarayköy'e bağlı köylerin ahalisi ovada yaşamakta ve geçimlerini hayvancılığın yanı sıra tarımla, ticaretle sürdürmektedir. Bir yandan İzmir'e uzanan kara yolunun yanında olması, bir yandan demir yoluna sahip olması zaman içerisinde birçok alanda değişimlere, yani farklı kültürlere açık bir yer olmasına ve eski adetlerin unutulmasına neden olmuş olabilir. Bu tezi Anadolu'da birçok ilçe için de geçerli tutabiliriz.
Torosların batı ucu, Teke yöresinin bir kısmı Denizli'nin güneyinde kalan yerleri de içine almaktadır. Bu Toroslar ki çam ağaçlarının arasında Türk'ün kültür genlerini tarih boyunca sakladığı bir yerdir. İşte Denizli'de bu yönden payını almış olacak ki bugün birçok ismi tanıyoruz. Bu isimlerden biri de Hayri Dev.
UNESCO tarafından Yaşayan İnsan Hazinesi olarak kabul gören ve tanınan Hayri Dev, eğitim almamış olmakla beraber daha sonra başkalarının yardımıyla okumayı sökmüş, öğrenmiş. Küçüklüğünde tanıştığı üç telli bağlama curayı ve çam düdüğünü öğrenerek kendini geliştirmiş. Bir çoban olarak çamların nefis kokuları arasında, yaylaların iç açıcılığında tabiatla bir bütün olarak bu müzik aletlerinin tutkunu olmuş. Köyden arkadaşlarıyla ormanda buluşup birbirlerine yarenlik ederler, çalıp söyleşirlermiş. Zamanla diyardaki ahali tarafından tanınmış, bilinir olmuş ve düğün gecelerinin, oda toplantılarının yanında curasıyla aranan ismi haline gelmiş. Tabii bu yörede Hayri Dev'den başka birkaç kişi daha bu ata geleneğini devam ettiriyormuş. Eski zamanlara nazaran bu gelenek takipçilerinin sayısı azalmaktayken kader bu ya ta Fransa'dan bir araştırmacı olan Jerome Cler üç telli bağlamanın ezgilerini dinlemiş ve oldukça etkilenmiş. Tabii Türkiye'de birçok insan bu uğraşlara salt bir eğlence gözüyle baktığı bir gerçek ve bu durumda maalesef önümüzde duran zenginliği görmede engel teşkil etmiş olabilir. Bir yabancı da duymadığı bir tınıya merak etmesi de normal. Netice olarak Cler bu merak uğruna yola revan olup ta Çameli'ne kadar gelip Hayri Dev ile tanışmış ve ona belgesel-film çekmiş. Fransa'ya döndüğünde çekmiş olduğu bu görüntüler bu kültüre ilgi duyan akademik camianın ilgisini celp etmiş. O kadar ki Dev'i Fransa'ya davet ederek ondan Altaylardan Anadolu'ya bozulmadan gelmiş bu ezgileri, tınıları dinlemişler. Bu süreç içerisinde Dev daha çok tanınmış ve UNESCO tarafından Yaşayan İnsan Hazinesi ilan edilmiş. Böylece ulusal çapta da ünlenmiş ve nice belgesellere konu olmuş...
Hayri Dev, maalesef 85 yaşından aramızdan ayrıldı. Lakin arkasında bıraktığı miras azımsanacak gibi değil. Unutulmaya yüz tutmuş bu kültürün timsali olan Dev, ölümünün ardından arkasında nice takipçisini bıraktı.

Yorumlar
Yorum Gönder