Ana içeriğe atla

ANTİK YUNAN MEDENİYETİ VE ÖNEMİ ÜZERİNE KISA BİR DENEME (1)

 


                                         

                                    

Antik Yunan medeniyeti insanlık için neden önemlidir?
Bu soruyu haddimi aşmayarak basitçe cevaplandırmak istiyorum.
Söz gelimi bir apartman benzetmesiyle durumu betimlemeye çalışalım zira inşaat sektörü Türkler için ayrı bir uğraş, aktivite. :) Dünyada binlerce yıl önce inşasına başlanmış bir apartmanımız var. Bu apartmanın adı da sanat ve bilim apartmanı olarak adlandıralım ve anlatmaya başlayalım.
Her insan her ulus kendini önemseyerek gelişmek ister, çağdaş ve gelişkin olmak ister. Dolayısıyla bu apartmanın tepesine çıkmak herkes için önemlidir. Lakin bu apartmanının tepesine çıkıp enfes manzarayı seyretmek de kolay değildir. Çünkü tepeye çıkana kadar geçilen her katı bakmak ve bilmek gerekir. Bu kıymetli apartmanın temelini ve ilk birkaç katını da kadim Yunan uygarlığı oluşturmaktadır.
İlk önce sanatı ele alacak olursak Yunanlılar ilk kez yazdıklarını geniş kitlelere hitap eden sanat formlarıyla halka komedi, trajedi gibi çeşitli kollarda sanat eserleri sunmuşlardır. Diğer birçok ulus da aldıkları bu sanat temelinin devamını sağlayarak (yani kat çıkarak) apartmanın inşasında rol almışlardır.
Sonrasın da bilim.. Özetle yine ilk kez Yunanlılar araya başka aracılar, değişkenler koymadan insan aklıyla doğayı, evreni doğrudan gözlemlemeye başlamışlardır. Bu ne demek? Yani akılcı dünya görüşünü hayatın merkezine oturttular. İnsanlık alemi de Yunan filozoflarının ve bilim adamlarının miraslarını sahiplenerek doğrulamalar, yanlışlamalar yapmışlardır.
 
İşte bugünkü sanat ve bilim apartmanının varlığının kökeni eski Yunan medeniyetine dayanmaktadır. Özetle elit bir insan, gelişmiş bir ülke olup apartmanın tepesine çıkıp çevreyi görmek istiyorsak bu temeli ve bu temel üzerine inşa edilen katları incelemeli, bilmeli ve anlamalıyız. Bu bakımdan Türkiye Cumhuriyeti tarihinin otuzlu ve kırklı yılları biz Türkler için ayrı bir önem teşkil etmektedir. Zira özellikle Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel öncülüğünde başlatılan Batı ve Doğu klasiklerini Türkçeye çevirme hareketi bu yolda atılan büyük bir adımdır.
Son kez vurgulamak gerekirse bugün dünyaya hakim olan etkinin, medeniyetin temelini oluşturan bu kadim sanat, kültür, bilim tarihini; dinsel, ırksal komlekslere kapılmadan anlamak için çaba göstermeliyiz. Hele Anadolu toprakları üzerinde yaşayan bizler, bu büyük mirasın birçoğunun bu topraklar üzerinden çıktığını aklımızdan çıkarmamalıyız.

Tablo: Raffaello Sanzio 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

KARACA ALİ

                                                            KARACA ALİ                                                                                                            ...

KİMLER VAR İMİŞ BİZ YOK İKEN?

     Hay... Hak!      Müsaadenizle hemen konuya gireyim efendim. Konuya girmeden konu ne diyecek olursanız konu yok aslında, durduk döndük devranda! Altımızda dört tekerlekli araçla. Rum diyarında Rumkale'yi fetih eyledik bakışlarımızla!      Kış palto yerine şort giyer oldu, el alem bu havada deryalara girer oldu. Eee... İmam osurursa cemaat sıç... Neyse efendim! Ağzımız alacalı bulacalı olmasın. Ama dayanamıyorum efendim... Cemaat sıçarmış! Evet, efendim... Rumkale'ye gitmek niyetiylen çıktık yola, sağa dön baba, hop karşında Saylakkaya! Köy yollarının asfaltları pörsümüş, eskimiş. Yenilerini satıyorlar şimdi ilçe merkezinde, belki alan olur da seçimde kazanırız diye. Bir şöyle bir böyle, hop Gürlüce!  Tabelalar yönlendiriyor bizi Savaşan'a. İlerliyoruz Ford'un beyaz güverciniyle.      Şose yola girdik, inmeye başladık zikzak çize çize. Fırat'a indik güzelce. Balataları yakmadan he mi de! Feribot duruyor yalın bir iskele...

BİR PERDENİN SONUNA DAHA GELİRKEN

Bir perdenin sonuna daha gelirken Gün geceye kavuşur Bizim çocuk da dertleriyle, sevinçleriyle Meşke başlarmış Arkada bir  hicazkar çalar Ela gözleri de buğulanırmış Göğün tarlasında gümüş bir dolunay açar İşveli binlerce yıldız gör kırparmış Yerde o meşhur ağustos böceği Bir kirpi misali kızıl çamlar Arada meşeler, uçuşan ateşböcekleri  Hepsi de ona  yarenlik eder dururmuş Ruhu her gece zevkten dört köşe olurken garibimin İnce dudaklarından birkaç kelam duyulurmuş: Oh be canına yandığımın! Şu kahpe dünyada insan olduğunu hatırlamak da varmış!