Ana içeriğe atla

SUÇ VE CEZA'NIN ROSKOLNİKOV'UNA BİR BAKIŞ


                                                              ROSKOLNİKOV'A  DAİR








Roskolnikov; zeki, düşünen, çözümler arayan, düştüğü çetin şartlar nedeniyle kendine ait ideaları olan bir portre olarak karşımıza çıkar. Ve bu idealarını gerçekleştirmek için zamanının kabullerine karşı koyar. Daha parlak, aydınlık bir geleceğin başlangıcını attığını düşünür. Teorisinden kısaca bahsedelim… Roskol’a göre başarıya, güzelliğe, refaha ulaşmak için ilkin insanın yolundaki “biti” temizlemesi, gerekirse o insanı ortadan kaldırabilmesi gerekir. Böylece hem kendisine hem insanlığa aydınlık bir yol açmış olur. Bu tezine dayanaklandırma olarak Napolyon gibi tarihe geçmiş isimleri örnek gösterir. Buraya kadar teorisinde bir kusur yoktur… Bu düşüncelerini de yaşlı tefeci bir kadın üzerinden uygulama fırsatı bulur. Lakin  işlediği suçun ardından kendisiyle baş başa kaldığında işler bambaşkadır. Roskol, işlediği suçun bıraktığı izden, vicdan azabından, iç muhakemesinden kurtulamaz. Öte yandan ürettiği ideasının, teorisinin başarı sağlayamadığını görür. Acı bir gerçek olarak anlar ki kendisi hiç o örnek aldığı şahsiyetler gibi büyük bir insan değildir…
Bu durumla beraber yaşadığı yenilgi kendisine bir acıma ve öfkeyle karışık hissiyatla bakmasına neden olur. Aciz, işe yaramaz bir varlık olarak dünyada var olduğunu düşünür. Öyle bir ruh haline bürünür ki işlediği suçtan elde ettiği parayı da kullanamaz. Gördüğü rüyalar, kabuslar, stres, üzüntü, fakirlikle beraber var olan hastalığı nükseder ve bitkin mi bitkin, hayattan bezmiş bir insan olur. Yataklara düşer. Derken hayatına bir dizi insanlar girmeye başlar; arkadaşı, polis şefi vs… Bu insanlardan biri de Sonya adlı kızdır.
Roskol, kendinde tükenmiş bir şeylerin Sonya’da var olduğunu düşünür. Sonya’nın masumiyetinden oldukça etkilenir. Sonya’nın çilekeş bir kadın olması yanı sıra yaşadığı her şeye rağmen hayata, ailesine, Tanrı’ya olan inancını, sevgisini kendinde muhafaza ettiğini görür. Bu tanışıklıktan sonra Roskolnikov’un kişiliğini tıpkı ayın karanlık ve aydınlık yüzü gibi görmeye başlarız. Bir tarafı işlediği suçtan pişman olmadığını, sürgüne gitmemek için sonuna kadar işlediği suçun kendisinde sır kalacağını ve yaşama devam edeceğini söyler. Polislerle akıl oyunlarına hazırdır. Lakin artık Roskolnikov eskisi gibi değildir... Üzerine tüm dünyanın yükü binmişçesine artan ağır bir azap duyar. Kendi vicdanı onun en büyük cezası olmuştur. Kendi vicdanını yenemeyeceğini anlar. Üstelik Sonya’ya baktıkça yaraları daha da kanar. Öyle bir hale gelir ki taşıdığı sır karşısında ezilmeye başlar. Kaderine ve kendisine en yakın insan olarak gördüğü Sonya’ya büyük sırrını açıklar. O kadar dolmuş ve taşmıştır ki masumiyetin ayaklarına kapanır. Roskolnikov anlar ki asıl büyük insanlar Sonya gibi olan insanlardır. Her şeye rağmen içinde umudu saklayan insanlar… Sonya’ya inanır.
Artık Roskolnikov yeni bir yolculuğa hazırdır.
Epey sürecek, içinde yeni bir hayatın yeşereceği uzun bir yol…

     
    


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

KARACA ALİ

                                                            KARACA ALİ                                                                                                            ...

KİMLER VAR İMİŞ BİZ YOK İKEN?

     Hay... Hak!      Müsaadenizle hemen konuya gireyim efendim. Konuya girmeden konu ne diyecek olursanız konu yok aslında, durduk döndük devranda! Altımızda dört tekerlekli araçla. Rum diyarında Rumkale'yi fetih eyledik bakışlarımızla!      Kış palto yerine şort giyer oldu, el alem bu havada deryalara girer oldu. Eee... İmam osurursa cemaat sıç... Neyse efendim! Ağzımız alacalı bulacalı olmasın. Ama dayanamıyorum efendim... Cemaat sıçarmış! Evet, efendim... Rumkale'ye gitmek niyetiylen çıktık yola, sağa dön baba, hop karşında Saylakkaya! Köy yollarının asfaltları pörsümüş, eskimiş. Yenilerini satıyorlar şimdi ilçe merkezinde, belki alan olur da seçimde kazanırız diye. Bir şöyle bir böyle, hop Gürlüce!  Tabelalar yönlendiriyor bizi Savaşan'a. İlerliyoruz Ford'un beyaz güverciniyle.      Şose yola girdik, inmeye başladık zikzak çize çize. Fırat'a indik güzelce. Balataları yakmadan he mi de! Feribot duruyor yalın bir iskele...

BİR PERDENİN SONUNA DAHA GELİRKEN

Bir perdenin sonuna daha gelirken Gün geceye kavuşur Bizim çocuk da dertleriyle, sevinçleriyle Meşke başlarmış Arkada bir  hicazkar çalar Ela gözleri de buğulanırmış Göğün tarlasında gümüş bir dolunay açar İşveli binlerce yıldız gör kırparmış Yerde o meşhur ağustos böceği Bir kirpi misali kızıl çamlar Arada meşeler, uçuşan ateşböcekleri  Hepsi de ona  yarenlik eder dururmuş Ruhu her gece zevkten dört köşe olurken garibimin İnce dudaklarından birkaç kelam duyulurmuş: Oh be canına yandığımın! Şu kahpe dünyada insan olduğunu hatırlamak da varmış!