Carlito's Way, 1993 yılında gösterime sokulan, yönetmenliğini Scarface filmiyle tanıdığımız Brian De Palma'nın yaptığı ve başkarakterini Al Pacino'nun oynadığı; görselliği, diyalogları, monologları ile beğenilen güzel bir film.
Özetle filmin konusu yeraltı dünyasında doğmuş, büyümüş bir insanın(Carlito) temiz, mutlu bir yaşama yelken açma arzusu.
Lakin cehennemden zebanilere görünmeden sıvışmak kolay değildir. Olaylar da genellikle bu çerçevede gelişiyor.
Başkarakterimiz biraz zorunluluktan biraz tercihten dolayı pis işlerin içindedir. O büyük bataklıktan sağ salim çıkmak ise pek mümkün gözükmemektedir. Bu öngörümüzü filmin başlarında ve ortalarında tahmin edebiliyoruz. Böyle bir durumda ise asıl mesele yönetmenin dramatik sonu nasıl pişirip izleyiciye etki bırakabileceği.
Sonu öngörülen bir dramanın bitişini etkileyici bitirmek zor iştir. Bu zorluğun üstesinden gelmek için de insanların yumuşak damarlarını harekete geçirmek gerek. Bu yumuşak damarı da yönetmen şöyle ortaya koymuş: Karakterimiz Carliton'un hapse girmeden önce ilişkisini sürdürdüğü güzel bir kadın vardır. Bu ilişki Carlito içeri girdikten sonra zedelenmiştir. Carlito yıllar sonra hapisten çıkınca onu bulur ve yepyeni bir hayatın hayalini sunar ve de inandırır zira kadın da ona aşıktır. Sonra kadının hamile olduğunu da öğreniyoruz. Filmin bu yanı pozitif bir akışta ilerliyor ve böylece Carlito'a özdeşim ve empati duymamızı başarıyla sağlıyor. Carlito'un bir temiz gelecek hayali, bir kadını, bir doğmamış çocuğu vardır. Böylece seyirciye ne kalıyor ki? Ona inanmak, acımak vs. Haliyle yönetmen bu duruma odaklanmış. Seyirci bu hisleri hissetsin ki karakterin film boyunca süregelen tutarsız davranışlarına ve fikirlerine karşı onu affedebilsin. Nedir bu tutarsızlıklar? Para yürütme, cinayetlere, adam kaçırmalara yardım etme gibi. Yeri geliyor bilerek eylemin içinde oluyor, yeri geliyor istemeyerek eylemin ortasında kalıp şanssız bir adamın portresini çiziyor. Ama bir yandan da eşim ve çocuğumla yeni bir hayat istiyorum diyor, bunun mücadelesini veriyor. Bu da onu bulunduğu çevre içinde çelişkili bir insana çeviriyor. O çevre ki tutarsızlığı affetmiyor ve kendi sonunu hazırlıyor. Scarface filmindeki Tony Montana karakterinin tam tersi bir karakter. Ayırt edicilik ise yine tutarlılıkta bence. Tony Montana ve Carlito da kendi sonlarını hazırlıyorlar ama birisinde hikayesinin başından sonuna kadar aynı serseri tutumunu görebilirken diğerinde ise aynı çizgiyi göremiyoruz. Tony Montana ben buyum diyorken Carlito ben bazen böyleyim, bazen de böyleyim diyor. Bu yüzden bana Carlito'un psikolojik derinliği daha fazla gibi geliyor.
Sonuç olarak film bize mesaj olarak diyor ki: Bu alem kötüdür, ya hiç girmeyip temiz bir yaşam süreceksin ya hiç çıkmayıp o dünyanın doğrularını yerine getireceksin. Ortasının olmadığı bir yaşam bu.
Carlito's Way, dönüşüme uğrayan ve bu dönüşüm sonucunda cenneti arzulayan ama cehennemden sıyrılamayan çelişkili bir adamın trajedik hikayesi.

Yorumlar
Yorum Gönder