Ana içeriğe atla

BOZKIRIN ALEVİ (23 NİSAN ORATORYOSU)

 


BOZKIRIN ALEVİ

(Şimşek sesleri.)

KORO:

Bugün burada olan sizler dinleyin bizi!

Biz yokken kimler varmış, neler olmuş?

Anlatacağız sizlere...

Dalgalanacağız bayrağımızın al renginde!


Biz çocuklardan selam olsun sizlere!

Selam olsun biz yokken bize bayram verenlere!

Biz yokken bugünü bize emanet edenlere,

Selam olsun Mustafa Kemal'e!


Tarihlerden 22 Nisan 1920.

Sarı Paşa Çankaya'dan Ankara ufuklarına mavi gözlerini dikmiş, düşünüyor...

Yarın bozkırın ortasında büyük bir gün...

Tatlı bir heyecan kaplamış içini,

Bu hareketin devamı gelir mi ki?

Niye olmasın?

Bugün çağdaş milletler her şeye rağmen nasıl yönetilirdi?

Cumhuriyetle! (KORO)

Milletin sağduyusu hakim değil mi? 

Hakim! (KORO)

Zaman istemiyor mu cumhuriyeti?

İstiyor! (KORO)

Yakışıyor muydu 20. yüzyılda tek bir adamın idaresi?

Yakışmıyor! (KORO)

O anda zifiri gökyüzünde bir yıldız kayıverdi,

Çankaya'nın bahçesinde, salkım söğüt tatlı tatlı ürperdi,

Huzurla doldu mavi gözlerinin içi.

Başarılacaktı! (KORO)

Bu yoldan, demokrasi idealinden dönüş yok,

Kapandı krallık, padişahlık kapıları!

Dönüş yok! (KORO)

Tam bir fikri imanla doldu zihni ve umut dolu gözleri.


Yıllardan 1914. (KORO)

Osmanlı, 4 yıl sürecek uzun bir savaşa girivermişti.

Neyine güvenirdi Mehmed'i bu cihan harbine sürükleyen?

Sorulur şimdi.

Türk askeri!

Çanakkale'de,  

           Erzurum'da

                    Kafkaslarda, 

                              Filistin'de, 

                                           Suriye'de...

Yıllarca süren savaş, 

Genci yaşlı eyleyen, ( KORO)

Hayatı zulüm eden kanlı savaş! (KORO)

Nice Mehmed şehit oldu memleketin dört diyarında.

Sonuç? (KORO)

Memleket yorgun düşmüş, Anadolu viran...

Güneşin doğduğu memlekette şimdi güneşler batmış.

Savaşın sonucunda türlü antlaşmalarla eller kollar bağlanmış...

Ardından dört koldan düşman botları yurda girmiş! (Koro, bot sesi için yerinde saymaya başlar)

Nerede bizi savaşa sürükleyen İstanbul idaresi?

Sorgulayan zihinler döndü yüzünü İstanbul'a,

Bir cevap, bir ışık bulma umuduyla.

Soruldu İstanbul'a: Karşı koymayacak mıyız anavatanda düşmana?

-Şşşşttt! (Sus işareti ile ) (KORO)

İstanbul'da in cin top oynuyor,

İdare sessiz.

Ne yapsın memleket insanı?

Sarıldı silaha,

Ayşesiyle, Velisiyle

Kendini savunmaya!

Dediler buna Kuvai Milliye Destanı. (KORO)

Destandı destan olmasına, şanlıydı şanlı olmasına ama

Düşman sahipti düzenli bir orduya!

19 Mayıs'ta Samsun'da, Anadolu'da tekrar güneşi doğduranlar,

Başladı çalışmaya,

Milletin beli doğruldu ,

İnönü'de, (KORO)

     Sakarya'da,  (KORO)

                 Büyük Taarruz'da! (KORO) 

Milletin azmi, milletin kendisini kurtardı.

Şimdi memleket idaresi, yozlaşmış padişaha tekrar mı verilecekti?

Hayır, hayır, hayırrr! (KORO)


İnsan olmanın onurunu temsil ederdi cumhuriyet!

Bir kişinin tercihlerine değil milletin sağduyusuna dayanırdı,

Türk milleti; onurunu sürdü meydana, kazandı hürriyetini.

Mesele de bu kadar basitti.


Tarihlerden 22 Nisan 1924. (KORO)

Çankaya'da hafif rüzgarlı bir bahar akşamı.

Salkım söğüt bahçede dipdiri duruyor,

Yanına birkaç arkadaş daha eklenmiş, büyüyorlar.

Sarı Paşa, çıktı balkonuna,

Gökte aynı yıldızlar seyir ediyor Ankara akşamını,

Gururla, onurla, bilgelikle baktı onlara,

Hatırladı 22 Nisan 1920 akşamını.

O akşamla şimdi arasında

Bir Kurtuluş Savaşı Destanı... (KORO)

Siyah, kahverengi, çakır, mavi gözler mutlu bir yorgunlukla yavaş yavaş kapatıyordu gecenin perdesini

Yarının kutlu sabahını aralamak üzere...


KORO:

Bugün günlerden 23 Nisan 2022!

Aralandı gözlerimiz aynı güzel güne

Bizler bugünün küçükleri, yarının büyükleri!

Millet biziz! Hakim biziz!

Milletin idaresini,

Kimseye vermeyeceğiz!


Yazan: İsmet KARADAĞ




Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

KARACA ALİ

                                                            KARACA ALİ                                                                                                            ...

KİMLER VAR İMİŞ BİZ YOK İKEN?

     Hay... Hak!      Müsaadenizle hemen konuya gireyim efendim. Konuya girmeden konu ne diyecek olursanız konu yok aslında, durduk döndük devranda! Altımızda dört tekerlekli araçla. Rum diyarında Rumkale'yi fetih eyledik bakışlarımızla!      Kış palto yerine şort giyer oldu, el alem bu havada deryalara girer oldu. Eee... İmam osurursa cemaat sıç... Neyse efendim! Ağzımız alacalı bulacalı olmasın. Ama dayanamıyorum efendim... Cemaat sıçarmış! Evet, efendim... Rumkale'ye gitmek niyetiylen çıktık yola, sağa dön baba, hop karşında Saylakkaya! Köy yollarının asfaltları pörsümüş, eskimiş. Yenilerini satıyorlar şimdi ilçe merkezinde, belki alan olur da seçimde kazanırız diye. Bir şöyle bir böyle, hop Gürlüce!  Tabelalar yönlendiriyor bizi Savaşan'a. İlerliyoruz Ford'un beyaz güverciniyle.      Şose yola girdik, inmeye başladık zikzak çize çize. Fırat'a indik güzelce. Balataları yakmadan he mi de! Feribot duruyor yalın bir iskele...

BİR PERDENİN SONUNA DAHA GELİRKEN

Bir perdenin sonuna daha gelirken Gün geceye kavuşur Bizim çocuk da dertleriyle, sevinçleriyle Meşke başlarmış Arkada bir  hicazkar çalar Ela gözleri de buğulanırmış Göğün tarlasında gümüş bir dolunay açar İşveli binlerce yıldız gör kırparmış Yerde o meşhur ağustos böceği Bir kirpi misali kızıl çamlar Arada meşeler, uçuşan ateşböcekleri  Hepsi de ona  yarenlik eder dururmuş Ruhu her gece zevkten dört köşe olurken garibimin İnce dudaklarından birkaç kelam duyulurmuş: Oh be canına yandığımın! Şu kahpe dünyada insan olduğunu hatırlamak da varmış!